Her şey, 1971 yılında Seattle’da, küçük bir dükkanda başladı. Jerry Baldwin, Zev Siegl ve Gordon Bowker, sadece kahve çekirdeği satıyorlardı. Ama dükkânın kaderi, Howard Schultz adında genç ve vizyoner bir girişimcinin bu işe el atmasıyla değişti. Schultz, İtalya’ya yaptığı bir seyahatte gözünü açtı desek yeridir. Oradaki kahve barlarının sadece kahve içmek için değil, aynı zamanda sosyalleşmek için bir buluşma noktası olduğunu gördü. Döner dönmez, “Biz de böyle yapalım!” dedi ama iş ortakları pek oralı olmadı.
Ne yaptı peki Schultz? Pes etmedi! 1987’de dükkânı satın aldı ve İtalyan kahve kültürünü Amerika’ya taşıdı. Ama bir farkla: İnsanların içeri girince kendini rahat hissedeceği, bir fincan kahvenin sadece kahve değil, bir deneyim olduğu bir ortam yarattı. Yani, kahve bir bahaneydi; önemli olan o atmosferdi. Bu doğrultuda “Burası sizin üçüncü eviniz” mottosunu benimsediler. İnsanların evden ve işten sonra rahatça vakit geçirebilecekleri bir ortam yaratarak, müşteri sadakatini artırdılar. Bu strateji, satışları ciddi anlamda yükseltti.
Starbucks, merkeziyetçi bir üretim anlayışıyla dünyadaki tüm mağazalarına aynı noktadan dağıtım yaptı ve lezzet kalitesini hep aynı seviyede tutmayı başardı. Bu durum, Schultz’un ne kadar zeki bir pazarlamacı olduğunu gözler önüne serdi. Zamanla şirketin değeri öyle bir arttı ki ABD’de “Starbucks Eğrisi” teorisi ortaya çıktı. Bu teoriye göre, hangi cadde ya da sokakta bir Starbucks varsa, o bölgedeki dükkanların değeri artıyordu.
Starbucks’ın sırrı neydi derseniz; her şeyden önce kahveye olan sevgisiydi. Dünyanın dört bir yanından en kaliteli kahve çekirdeklerini bulup, “Kalite tesadüf değildir” dediler. Ama bununla kalmadılar, dükkânları adeta birer oturma odasına çevirdiler. “Gel, kahveni al ama dilersen burada kal, kitabını oku, çalış ya da arkadaşlarınla sohbet et” dediler.
Tabii başarı kolay gelmedi. Ekonomik krizler, kapanan dükkânlar, zorlu zamanlar… Ama Starbucks pes etmedi. Krizden ders alıp daha güçlü döndüler. Dijitalleştiler, mobil ödeme sistemleri geliştirdiler, müşteri sadakat programlarıyla kahve severleri kendilerine daha da bağladılar.
Bugün Starbucks, kahveden fazlasını sunuyor; bir yaşam tarzı. Kahvelerinin tadı bir yana, mekânlarında insanları çeken o sıcaklık ve samimiyet var. Bu marka, “Bir fincan kahve dünyayı değiştirebilir” dedirtecek kadar büyüdü.
Sonuçta, kahve sadece kahve değilmiş. Starbucks’ın hikayesi de bunun en güzel kanıtı. Kısacası, Howard Schultz’un kahveyle başlattığı bu yolculuk, bir yudumda milyonları birleştiren bir hikayeye dönüştü.